30 Haziran 2026 - Öznur Yomralı

Drama Üçgeni: İçsel Zulmediciye Karşı Kurtarıcılık ve Mağdurİyet 

Hikaye her zaman en baştan başlamasa bile, ne olduğunu anlamak için er geç başa döneriz. O zaman drama üçgenine , ilk nesne İlişkileri(anne bebek ilişkisi) perspektifinden bakalım ki olabildiğince boşluk bırakmadan konuyu anlamak mümkün olsun. 

İnsan yavrusu ilişkiye o kadar muhtaçtır ki , bazı psikoloji deneylerinde ilişki kurulmayan bebeklerin öldüğü gözlemlenmiştir. Öyle ki bu ilişki ne kadar kötü olursa olsun yokluğundan  iyidir. Çünkü hayatta kalıp kalmayacağımız iyi kötü farketmeksizin bu ilişkiye bağlıdır. 

Fakat eğer bu ilişki sürekli olarak güvensiz ve tutarsızsa, hele de tehlike ile eşleşti ise bu kişilerin hayatı zorluklarla dolu olacaktır. Çünkü yeterince iyi bakım alamayan bebek, ihtiyaçlarını karşılamayan hatta acı veren anneyi(bakımveren) zalim bir nesne olarak içselleştirir. 

Gelişimsel olarak hem iyi anne temsili hemde kötü anne temsili içselleştirilir ve bunlar zaman içinde bütünleşir(2yaş sonrası). Fakat iyi anneyi yeterince deneyimleyemeyen bebek onu içsel dünyasında yaratmak zorunda kalır. Deneyime değil fantaziye dayalı olan bu iyi anne temsili kırılgandır ve yerini hızla kötü anne temsiline bırakır. Ki bu temsil deneyime dayalı olduğundan benliğin derinlerine nüfuz etmiştir. İşte böylece kişi muhtaç ve çaresiz kendiliğini kurtaracak bir fantazi geliştirir. İçsel zalim nesne ve mağdur bebek dışarı projekte edilerek kişi kurtarıcı rolünü üstlenir. Dışarıdaki mağdura yapılan yatırım hiç bir zaman tam bir karşılık bulamayacağından kişi mağduriyeti kendiliğe alıp ötekini cezalandırmak için giriştiği yollar ile zalime dönüşür. 

Yani içsel deneyimleri ve sahneleri dışarıda yaratarak bilinçdışı olarak hikayesini onarma mekanizmalarını işletmeye çalışacak: Zalim-mağdur-kurtarıcı. Bu üç köşe arasındaki salınım bazen bir gün içinde bile döngüsünü tamamlayabilecektir.

 Evde çocuklarının zalimi, kocasının mağduru, başka mağdurların kurtarıcısı olabilecek bir kadın gibi. 

Gariban görüp yanına işe aldığı çırak(kurtarıcılık) palazlanıp, dükkanı ustasının elinden aldığında mağdura düşen o adam gibi. 

Soykırıma tabi tutulan bir milletin, kendisine kapısını açan bir ülkeyi işgal edip oradaki insanları soykırıma tabi tutArak zalimleşmesi gibi. 

Yıllar önce bir psikiyatrın kitabında, küskün insan iyi insan olamaz diye bir cümle okumuştum. Bu gerçekten çok vurucu gelmişti. Mağdur-Zalim-Kurtarıcı üçgenindeki mağduriyetin yarattığı kırgınlık ve küskünlüğün insanı nasıl zalimleştirdiğini en basit haliyle açıklıyordu. 

Kendini mağdur hisseden kişilerin, başkalarına kötü davranma hakkını kendinde görüp zalimleştiğini ve tarihteki çoğu trajedinin mağduriyetten beslendiğine defalarca şahit olduk. Bunun yetişkin bir bakış açısı ile ne kadar sağlıksız olduğunu bilsekte, içsel yaraların yetişkin insanları bilinçsiz küçük bir çocuğa çevirdiğini farketmek, dramayı değiştirmenin başlangıcıdır. 

Tüm bunları farketmek değişimin anahtarıdır. Fakat farketmek iyileştirmez. Çünkü bilinçdışı eğilim hazır yolağı takip etmektir. Yani kişi defalarca bu döngüye düşecek ve çıkacaktır. Kendi içsel oluşumu değiştikçe , üçgenden çıkıp daha otantik ilişkiler kurabilecektir. Bu da ancak derinlemesine bir terapi süreci ile mümkündür. Kişinin ilk kiminle kurtarıcılık fantazisi geliştirdiği, zalim ve mağdurun içsel sahnesine nasıl yerleştiği araştırılır. Günümüzdeki olaylar ile geçmiş olaylar arasındaki benzerlikler ortaya çıkarılır. Böylece geçmişin bir tekrarını yaşamak yerine, yeni seçimler yapma ihtimali doğmuş olur. 

person

Öznur Yomralı

Psikolojik Danışman